25 Aralık 2013 Çarşamba

Tarihimizde Nobel Fizik Ödülleri




1900 lü yıllardan günümüze kadar 108 çalışma Fizik Nobel Ödülüne layık görülmüştür.



Resimleri üzerine tıklayıp büyütebilirsiniz




21 Aralık 2013 Cumartesi

Fizik Olimpiyatları

     Günümüzde fizik, matematik, kimya, biyoloji gibi bilim dallarındaki gelişmeler, hızla eğitimin bazı aşamalarında yansıtılmalıdır. Bu gelişmelerin öğrenciler arasında yansıtılması kesinlikle kitlesel olamaz. Sadece az sayıda ve bu eğitimi alabilecek yetenekteki öğrencilere hitap etmelidir. Bilimdeki gelişmeleri takip edebilmek, öğrencilere katkıda bulunabilmek, nitelikli eğitim ve öğretim sürecini tamamlayabilmek için iyi yetiştirilmiş öğretmenlere, ilan edilmiş ve irade ile uygulanması gereken programın dışında bol kaynaklara ihtiyaç vardır. Bu kaynaklar öğrencilerin bilgi gereksinimlerini karşılamak ve gerekli bilgi düzeyine yükseltmek, gerekli metotlarla donatmak için kullanılabilir. Bu yöntemler geleneksel eğitim metotlarından oldukça farklıdır. Bu metotlar özellikle fizik olimpiyat sorularının çözümlerinde kullanılan metotlardır. Öğrencilerin fizik olimpiyatı hazırlıklarını yapabilmeleri için üniversite düzeyinde bilgilerle donanımlı olmaları gerekmektedir.Benim öğrencilere önerim;Matematiği iyi öğrenin düşünme tarzınıza yeni boyut kazandırın .  


          
  Bir fizikçi, bir biyolog ve bir kimyacı bir araya geldiklerinde aralarındaki müthiş işbirliğine rağmen sık sık bu bilimlerden hangisinin daha saygın konumda olduğunu tartışmaktadırlar. Fizikçiler kendi bilimlerinden daha önemli bir bilim olmadığından son derece emin insanlardır. Bunu kanıtlamak için DNA’nın yapısını fizikçilerin aydınlattığını, kimyanın kötü bir fizik olduğunu, ama fiziğin en kötüsünün biyoloji olduğunu savunurlar. Biyologlar ise fizikçilere teknisyen ve kimyacılara laborant olarak son derece büyük saygı duyduklarını söylerler. Kimyacılar ise fizik okumalarına rağmen, nedense kimyanın fizikten daha üstün olduğunu, kimya olmadan biyoloji de yapılamayacağını iddia ederler. Bu çok ciddi tartışmalar çok eskiye dayanmaktadır. Başlangıçta ne vardı: yumurta mı tavuk mu? Yumurta tavuk tartışmasında birisi ilk olarak dünyaya gelenin horoz olduğunu iddia etmiş. Kimyacıların, biyologların ve fizikçilerin tartışmaları da herhalde buna benzemektedir; çünkü bu tartışmalarda şu ana kadar matematikçileri hiç hesaba katmadık. Halbuki matematik doğayı açıklamak ve anlamak için ön koşuldur. Kendi işini seven insanlar arasındaki ortak payda, sanırız ki, diğer insanların yaptıklarına tüm tartışmalara rağmen saygı duymaktır. Bilim adamlarının aralarındaki tartışmalar sürüp gitsin, fizikçiler hala fikirlerinden ödün vermek istemiyor; ama her halde anlamaya başlamışlardır ki bu dünyada var olan ilişkiler sadece fizik yasalarıyla açıklanamaz. Biyologlar ne kadar ısrar ederlerse etsinler, fizikçilerin ve kimyacıların yardımı olmaksızın bu dünyayı açıklamanın mümkün olmayacağı anlaşılmıştır. Kimyacılar ise ne kadar inkar ederlerse etsinler fizik yasalarını bilmeden yeni malzemeler üretemezler ve biyoloji bilmeden, daha doğrusu canlının yapısını bilmeden bu yeni malzemeleri canlıya sunmak ya da canlılarda kullanmak için hiç bir şey yapamazlar. 

           Fizik doğadaki canlı olmayan maddenin yapısını, özelliklerini, değişmelerini ve etkileşmelerini inceleyen; doğadaki olayların işleyişlerine hükmeden en genel yasaları bulmakta ve onları insan için kullanmaktadır. Başka bir deyişle fizik, maddenin tüm hareketlerini ve bu hareketler ile ilgili tüm olayları, incelediği sistemlerin boyutlarına bağlı olmadan inceler. Bu sistemler temel tanecik, çekirdek, atom, molekül, yıldız ya da evren olabilir. Fiziğin geçerli olduğu sınırları çizmek çok zordur; zira yeni gelişmeler, teknolojideki ilerleme ve keşifler bu sınırları sürekli genişletmektedir. Yeni keşifler yeni fiziksel niceliklerin meydana gelmesine neden olur. Bu fiziksel büyüklükler arasında belirli bağıntılar, fizik yasaları şeklinde ortaya çıkar. Fizik yasaları çok sayıda deneysel gerçeklere dayanmaktadır. Her fizik yasası belirli sınırlar içinde geçerlidir. En geniş kapsamlı evrensel yasalar olan kütle-enerji, lineer momentum, açısal momentum korunum yasaları fiziğin temelini oluşturmaktadır. Fizik bilim olarak deneysel sonuçlara dayanmaktadır ve özünde deneysel bir bilimdir. Gözlemlerden ve deneylerden kaynaklanan bilgileri değerlendirerek, farklı ve yeni hipotezleri ya da teorileri her an ortaya atmak için hazırdır. Deneysel sonuçlar, sadece olaylara ve proseslere has olan sabitler ve fiziksel büyüklükler arasında belirli bir bağlantı kurulduğunda değerli olabilir. Fizikteki teoriler az sayıdaki prensiplerden yola çıkarak, çok sayıdaki olayı birleştirip açıklar. 
            Fizik, yeni, son derece zarif ve güçlü teoriler ortaya atarak bu teorileri birleştirir, incelediği objelerin en ince detaylarını ve niteliklerini büyük ölçüde açıklar, ayrıca o zamana kadar bilinmeyen olayları tahmin edip, deneylerle de bunu kanıtlar. Bunu yaparken fizik, matematikteki tüm bilgilere ve yöntemlere başvurmaktadır. Genelde her yeni fizik teorisinin çıkış amacı eski teorilerin açıklayamadığı gözlem sonuçlarını açıklamaktır. Eski teori kendi çizdiği sınırlar içinde gelişir, belirli olayları açıklayabilir. Açıklayamadığı deney sonuçları ortaya çıkar ise geçerliliğini yitirir, yeni bir teori ile bu olaylar açıklanmaya çalışılır. Örneğin Michelson-Morley deneyinin sonuçları ve kara cisim ışıması, klasik fizikte kabul edilen fizik ve felsefi fikirlerle bağdaşmadığı için İzafiyet Teorisi ve kuantum fiziği ortaya çıkmıştır. Bu fikirler şu anda bütün dünyada kabul edilen temel teoriler haline gelmişlerdir. İzafiyet Teorisi uzay ve zaman için yeni bir bakıştır, uzayın ve zamanın göreceli olduğunu öngörür. Kuantum fiziği ise yepyeni etkileşme mekanizmaları olduğunu, ölçülebilen değerlerin sadece belirli (discrete) değerler alacaklarını ayrıca maddenin tanecik ile dalga özelliklerinin birbirini tamamlayan özellikler olduğunu gösterir. Ayrıca bu teoriler; sadece sezgilerle hareket edilemeyeceğini, hayal edilemeyecek olayların bile matematik sayesinde ifade edilebileceğini göstermiştir. 
            Her yeni teoride temel felsefi ve fiziksel fikirler, idealleştirilmiş objeler, modeller, prensipler, temel denklemler, temel fiziksel sabitler, temel fizik korunum yasaları ve yeni terimler yer almaktadır. Yeni bir fizik teorisi, teorinin temelinde yatan deneyler ve bilinen tüm deneysel olaylarla kanıtlanmak zorundadır. Aynı zamanda yeni teori, eski teoriyi kendi sınırları içinde bir limit durumu gibi kapsamalıdır ve ne zaman nerede kullanıldığını göstermelidir. Yeni teori o zamana kadar bilinmeyen olayları ve yasaları tahmin edip, kendini kanıtlayacak ya da çürütecek yolları da göstermek zorundadır. En önemlisi de kuşkusuz yeni teorinin uygulama alanlarıdır: teknoloji, sanayi, günlük yaşam. Her teori geliştirmeye uygun ve açık olmalıdır. Kendisini geliştirmek için yol ve olanak bırakmayan teori, açıklayamadığı ilk deneyde geçerliliğini yitirir.


18 Aralık 2013 Çarşamba

Mars’a Yolculuk


Mars’a insan göndermeyi amaçlayan projeler arttıkça, Kızıl Gezegen’de yaşamayı hayal eden insanların sayısı da giderek artıyor. Bu hayali kovalayan projeler arasında yer alan ve Mars macerasını televizyon programına dönüştürmeyi amaçlayan Mars One, birkaç ay içinde tam 80 bin başvuru aldı.Şimdi ise
Mars’a gitmek için başvuran 200 bin kişinin üzerinde! Bunların  yüzde 80’i erkek. Yüzde 24’ü ABD, yüzde 10’u Hindistan, yüzde 6’sı Çin, yüzde 5’i Brezilya, yüzde 4’ü İngiltere’den başvurdu. Türkiye’nin oranı ise yüzde 1. Bu kişiler, kısa birer videoyla birlikte kendilerini tanıtıyor, Mars’a neden gitmek istediklerini ve ilgi alanlarını açıklıyor.



Hollanda merkezli Mars One şirketi, yaklaşık bir yıl önce Mars’ta koloni kurmayı ve bu macerayı bir televizyon şovuna çevirmeyi amaçlayan projesini duyurdu. Şirket, 2023’te gerçekleştirilecek geri dönüşü olmayan yolculuk için dört erkek ve dört kadının seçileceğini duyurdu.

Guardian'ın verdiği bilgiye göre, şirketin hiç de kolay olmayan projesi için sadece iki hafta içinde 80 bin kişi başvuru yaptı. Başvuruların, 120 ülkeden geldiği belirtildi.

Mars One, gönüllülerin ne roket biliminde ne de astronomide uzman olması gerektiğini belirtiyor. Gönüllülerde aranan iki özellik, en az 18 yaşında olmaları ve çelik gibi sinirlere sahip olmaları.

Şirket, Mars’a yapılacak yolculuk için ana eğitim ve uzay aracı inşasının 2016-2022 arasında gerçekleşeceğini açıklamış, baş edilmesi gereken en büyük sorunun ise yolculukta maruz kalınacak radyasyon olduğunu belirtmişti.

Ancak yolculuğun başarılı olması halinde on binlerce insan arasından seçilecek gönüllülerin karşılacağı çok sayıda başka sorun da var: Mars’ta temiz su yok, hava solunamıyor, gezegen radyasyon fırtınaları altında kurumuş durumda ve yüzey sıcaklığı pişmeniz için ideal.

NEDEN GİTMEK İSTİYORSUNUZ?
Mars One, bir hayal olmadığını açıkça ortaya koydukları projelerinde yer alacak gönüllülerin, verecekleri karardan emin olmalarını istiyor.

Amerika’da 38 dolar olan başvuru bedeliyle yolculuk için aday olabilirsiniz. Başvurunun ardından, ‘Neden Mars’a gitmek istediğiniz’ ve ‘Dünya’ya dönmeyecek olmanın nasıl bir his oluşturduğu’ gibi soruları cevaplıyorsunuz. Dahası, espri anlayışınızın nasıl olduğu da merak ediliyor.

Mars One’ın sağlık yetkilisi Norbert Kraft, “Seçeceğimiz insanlar belli bir özgemişe sahip olan insanlar olmayacak... Görevine en bağlı, en yaratıcı, dirençli ve motivasyonu yüksek insanları seçeceğiz” dedi.


14 Aralık 2013 Cumartesi

Fizik Nobeli


Higgs Parçacığının Kuramsal Olarak Keşfine Verildi.
Bilim dünyasının merakla beklediği 2013 Nobel Bilim Ödülleri Ekim ayının
başında açıklandı.



Yine üç ayrı bilimsel alandan araştırmacılar, hem insanlık için
uygulamaya dönük faydalar sağlayan hem de alanlarındaki temel bilimsel çalışmaların önünü açan araştırmalarından dolayı ödüllendirildi.
Bu yılki Nobel Fizik Ödülü parçacıkların nasıl kütle edindiğini açıklayan
kuramlarından dolayı François Englert ve Peter W. Higgs’e verildi.

Englert (çalışma arkadaşı müteveffa  Robert Brout ile birlikte) ve Higgs,
kuramı 1964 yılında birbirlerinden bağımsız olarak açıklamıştı.
2012’de İsviçre’nin Cenevre kenti yakınlarındaki CERN laboratuvarında
Higgs parçacığının keşfiyle bu kuramları 48 yıl sonra doğrulanmış oldu

5 Aralık 2013 Perşembe

Geceleyin gökyüzü neden karanlıktır?

Bu soru Olbers Paradoksu olarak bilinir. Bu soruyu Alman astronom Olbers (ondan önceleri de dile getirilmiştir) 1823 yılında ortaya attı. Olbers, uzaydaki yıldızların (ve galaksilerin) ortalama sıklığının ve bunların ortalama ışıma güçlerinin uzay ve zamanda sabit olduğu varsayımını yaptı. Bu varsayımlardan yola çıkarak yaptığı hesaplara göre galaksi merkezinde ölçülen ışık sınırsız bir biçimde artıyormuş gibi görünür. Uzak yıldızlardan gelen ışık yakın yıldızlar tarafından kesileceğinden (Genel Göreliliğe göre) bu tamamen doğru değildir. Ama yine de  her bakış yönünde eninde sonunda bir yıldız bulunacağından, gökyüzünün bir yıldız yüzeyi kadar parlak olması beklenir. Bu sonuç her noktaya uygulanabileceğinden her yerde uygulanabilir olmalıdır.

Bu tartışmaya rağmen geceleyin gökyüzünün son derece karanlık olduğu bir gerçektir. Bu konudaki olası çözümler ise şöyledir;

1. Evren gençtir ve yıldızlar henüz yalnızca 10 milyar yıldır ışık saçmaktadır.

2. Evrenin yaşı sonsuz olmakla birlikte termodinamik dengeden kaçınacak biçimde genişlemektedir. Eğer yıldızlar belirli bir zamandan beri parlıyorlarsa ışıkları henüz sonsuz uzaklıklardan ya da kesin söylemek gerekirse 10 milyar ışık yılından daha uzaklardan gelmek için yeterli zamanı bulamamışlardır. Diğer yandan eğer evren sonsuz yaşta olup genişlemekteyse, bu genişleme Doppler kayması nedeniyle evreni soğutuyor olmalıdır.



Kaynak: Evrenin Kısa Tarihi, Joseph Silk - TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları - 1997

30 Kasım 2013 Cumartesi

Kuyruklu Yıldız Dünya'ya Yaklaşıyor


Türkiye'nin en iyi teleskopları ve teknik birikime sahip olan Antalya Bakırlıtepe'deki TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi'nde bu yaklaşma an be an takip edilecek.

ISON Kuyruklu Yıldızı,gökbilimcileri de heyecandırmış durumda.Çünkü bu durum ilk kez olacak ve yüzyılın olayı da deniliyor bazı çevreler tarafından.Yüzyılın olayı Türkiye'den de takip edilecek
Türkiye'nin en iyi teleskopları ve teknik birikime sahip olan Antalya Bakırlıtepe'deki TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi'nde bu yaklaşma an be an takip edilecek.


Kuyruklu yıldızın Güneş'e bu kadar yakın olması ile ilgili açıklamalarda bulunan TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi'nden Dr. Tuncay Özışık açıklamalarda bulundu.

Yıldız Bilimsel adı C/2012 S1 olan kuyruklu yıldız, Rusya'daki, International Scientific Optical Network (ISON) adlı bilimsel araştırma kuruluşu tarafından keşfedildiği için ISON kuyruklu yıldızı adıyla anılıyor.

Dünya tehlikede olmayacak.


http://en.wikipedia.org/wiki/C/2012_S1

25 Kasım 2013 Pazartesi

NASA'nın Uzay Aracı Mars Yolunda


Mars gezegeninin atmosferini inceleyecek NASA'ya ait Opportunity ve Curiosity adlı gezginci robotlara destek görevi yapacak Mars Atmosphere and Volatile Evolution (MAVEN) uzay aracı ABD'nin Cape Canaveral Üssü'nden başarıyla fırlatıldı.



MAVEN uzay aracının Türkiye saatiyle 20.28'de gerçekleştirilen fırlatılışı NASA TV'den canlı olarak yayımlandı. Uzay aracı fırlatıldıktan 4 dakika sonra roketten ayrılarak Mars'a doğru yolculuğuna başladı.
Mars atmosferinde incelemelerde bulunacak MAVEN uzay aracı bir zamanlar Dünya'ya benzer bir atmoseri olduğu sanılan Mars'ın şimdiki durumuna gelmesine geçmişte hangi olayın neden olduğunun anlaşılmasına yardımcı olacak. Bilim adamlarına göre, bir zamanlar sıvı halde su barındırabilecek ölçüde kalın bir atmosfere sahip olan Mars, geçmişte meydana gelen bir olayın ardından şimdiki soğuk çöl görünümüne büründü ve atmosfer kalınlığı da Dünya atmosferinin yüzde birine indi.
Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA'nın Mars'a gönderdiği 10. araç olan 671 milyon dolar değerindeki MAVEN, üzerindeki algılayıcılar aracılığıyla seyahati sırasında uzay ortamı ölçümleri yapacak ve 5 deney gerçekleştirecek.

Uzay aracının yapacağı ölçümler ve denemeler sırasında elde edilen bulguların, gelecekteki uzay görevlerinin maliyetini azaltması ve roketlerin daha az bekleme süresi kullanarak fırlatılmasına olanak sağlaması öngörülüyor.

Mars yörügesinde görev yapan NASA ve Avrupa Uzay Ajansına (ESA) ait 3 aktif uzay aracına katılacak MAVEN, Mars yüzeyinde görev yapan NASA'ya ait Curiosity ve Opportunity isimli gezginci robotlarla Dünya arasında veri iletim noktası oluşturarak gezginci robotlarla Dünya arasındaki iletişim sistemlerine destek görevi yapacak.

Mars yörüngesinde aktif olarak çalışan 3 uzay aracı, NASA'ya ait Mars Yörünge Kaşifi ve Mars Odyssey ile ESA'ya ait Mars Express uydularından oluşuyor.

22 Kasım 2013 Cuma

GEMİLER NEDEN SUDA BATMAZ ?


Bir gemi suya indirildiğinde altında kalan suyu yanlara doğru iter. Yani bir miktar suyun yer değiştirmesine neden olur. Su da gemiyi yukarı doğru iter.



 Bu itme kuvveti geminin yerini değiştirdiği suyun ağırlığı kadar olur. Bunun yanı sıra geminin yoğunluğu da önemlidir. Çünkü bir cismin suyun üstünde kalması ya da batması yoğunluğuna bağlıdır. Gemiler çok ağır taşıtlardır. Ancak toplam yoğunlukları suyun yoğunluğundan az olacak biçimde tasarlanırlar. Bunun için iç kısımlarında büyük boşluklar bırakılır. Bu boşluklar havayla dolduğundan ve havanın yoğunluğu neredeyse sıfıra yakın olduğundan gemilerin yoğunluğu düşürülmüş olur. Böylece gemi batmadan suyun üstünde kalır.

 Örneğin bir yük gemisi henüz boş olduğunda suya batan kısmı çok azdır. Dolu olduğundaysa büyük bir hacmi suya batar. Çünkü geminin taşıdığı yük arttıkça yoğunluğu ve dolayısıyla suya batan kısmı artar. Ancak her geminin belirli bir yük taşıma yeterliği vardır. Bu yeterliğin üzerine çıkılırsa gemi batar. Bazı gemilerin alt bölümleri geminin suya batabilecek kısmının sınırını göstermek için üst bölümden farklı bir renge boyanır. Böylece geminin aşırı yüklenip yüklenmediği kolayca anlaşılır. Bunun dışında gemiler su aldıklarında da batar. Çünkü bu durumda hava dolu kısımlar suyla dolar ve yoğunluk birden artar.

                                                                                                                                 Mustafa Demir

20 Kasım 2013 Çarşamba

TIMETABLE


Geniş özelliklere sahip modern bir ders programı uygulaması.
Timetable okul ve üniversite hayatını yönetmek için üretilmiş fonksiyonel bir uygulamadır.
Ödevlerinden sınavlara bütün görevlerini Timetable’a kaydedebilirsin. Sadece bir kez girmen yeterli,çünkü Timetable bütün Android cihazlarınla eşleşebilir.
Telefonunun sesini kısmayı sıklıkla unutur musun? Hiç önemli değil, bu uygulama ders süresince otomatik olarak telefonunun sesini kısar.


HIZLI BAKIŞ

- Türkçe dil desteği
- Tüm cihazlar arasında veri eşitleme
- Telefonlar ve tabletler için iyi duruma getirildi
- Aydınlık ve karanlık tema mevcut
- Derslerini, görevlerini ve tatillerini kolayca kaydet
- Çizelgeni ister liste ister ızgara biçimde görüntüle
- Çizelgende ve görevlerinde arama yap
- Opsiyonel iki, üç yada dört hafta döngüsü
- Her ders ve görev için bir tane 4×1 widget
- Her biri için bir yeniden boyutlandırılabilir widget (en az 2×2)
- Her biri için kilit ekranında widget (Android 4.2)
- Dersler ve yarının görevleri için bildirimler
- Ders süresince telefonu sessize alma
- Dashclock uzantısı


TIMETABLE ÖZELLIKLERI

§                         Günlük,haftalık hatta saatlik olarak ders ekleyebilirsiniz
§                         ders saatleri,teneffüslerin kaç dakika olduğu
§                         haftalık olarak derslerin izlenebilir olması
§                         yapılacak olan işler ve görevlerin takibi
§                         tüm cihazlar arasında veri eşitleme
§                         telefonlar ve tabletler için
§                         aydınlık ve karanlık tema mevcut
§                         derslerini, görevlerini ve tatillerini kolayca kaydet
§                         çizelgeni ister liste ister ızgara biçimde görüntüle
§                         çizelgende ve görevlerinde arama yap
§                         opsiyonel iki, üç yada dört hafta döngüsü
§                         her ders ve görev için bir tane 4×1 widget
§                         her biri için bir yeniden boyutlandırılabilir widget (en az 2×2)
§                         her biri için kilit ekranında widget (Android 4.2)
§                         dersler ve yarının görevleri için bildirimler
§                         ders süresince telefonu sessize alma
§                         dashclock uzantısı
gibi pek çok güzel özelliği barındırıyor.yazan abimiz çok çekmiş ki böyle bir uygulama yazmış diye düşünüyorum çünkü fazlasıyla detaylı bir uygulama öğrenim hayatınız boyunca kullanabilirsiniz ve verilerinizi google gmail hesabınızı sekronize edebilirsiniz böylelikle her yerden bu bilgilere de ulaşabilirsiniz.
bu şık widgetimiz sayesinde uygulamaya giriş yapmadan haftanın 2 gününe ait ders programını görebilirsiniz. her 24 saatte bir sonraki günün ders programı gösterilmektedir.


16 Kasım 2013 Cumartesi

Zihin Haritası Yöntemi

Not almak, planlama yapmak yada fikir üretmek için en iyi yol, liste şeklinde uzun uzun yazmak gibi görünüyordu…
 Ta ki insan beyni üzerinde yapılan çalışmalar bizim yazımızın da konusunu oluşturan zihin haritası yöntemini ortaya çıkarıncaya dek!

Yazının devamını okumadan şimdiden renkli kalemlerinizi ve hayal gücünüzü hazır duruma getirmenizi öneriyorum. Çünkü, bu yöntemi kullanmayan insanların yaptığından farklı olarak, beynimizin iki tarafını da aktif duruma geçirmek için çalışmalar yapacağız. Nesneleri (olguları) simgeleyen yazı karakterlerinin ötesine geçip, onları canlandıracak ve böylece sağ beynimizin çalışma performansını artırmaya çalışacağız.

14 Kasım 2013 Perşembe

Güneş’teki dev patlama

Güneş'te gerçekleşen devasa bir patlama ve ardından oluşan kanyon benzeri yüzey şekli eşine az rastlanan görüntüler oluşturdu.


Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)'nın  Dinamikleri Gözlemevi (SDO), 29 Eylül'de Güneş'in binlerce derece sıcaklıktaki plazma atmosferi (korona)'da gerçekleşen bir yı görüntüledi. Uzaya doğru yükselen materyalin geride bıraktığı manyetik yağmurun altında yaklaşık 321 bin kilometre uzunluğunda ateşten bir kanyon oluştu. Akkor halindeki hareketli kanyonun, patlamanın açığa çıkardığı solar materyalle aynı yönde uzadığı ve yayıldığı görüldü.
ABD'nin Maryland eyaletinde yer alan NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi'ndeki bilim insanları, SDO'nun gönderdiği verileri kullanarak Güneş'teki bu inanılmaz büyüklükteki olayın görüntülerini elde etti ve dün yayınladı.
Samanyolu galaksisindeki bilinen yaklaşık 200 milyar yıldızdan biri olan Güneş, aslında ateşten değil plazma adı verilen bir yapıdan oluşuyor. Son derece sıcak olan parçacıkların buharlaşması sonucu gazlar ve manyetik alanlar meydana geliyor. Bu sıcak gazlar, çevresine ısı ve ışık şeklinde radyasyon yayıyor.

SDO'nun elde ettiği veriler ışığında bilim insanları Güneş'in hareketlerini ve Dünya'ya olan etkilerini daha iyi anlamaya çalışıyor. 2010 Şubat'ında uzaya fırlatılan SDO uzay aracının 5 yıl boyunca NASA'nın Güneş araştırmalarında kullanılması planlanıyor. 
                                                                                 Büşra Yargıcı

11 Kasım 2013 Pazartesi

Bilim Kafeleri Yeni Öğrenme Kapıları Açıyor


            Bilim dünyasının zor konuları üniversitelerden dışarıya taşıyor ve günlük hayatta uğrak yerimiz kafeleri bilim kafeleri haline getiriyor. Her daim arkadaşlarımızla gittiğimiz barlar, restoranlar artık yemeğin yanında bilimsel sohbetlerin de gerçekleştiği bir ortama dönüşme yolunda ilerliyor.
           
 Meyve suyunuzu sipariş ederken hiç içindeki maddelerin kimyasal özelliklerini merak ettiniz mi? Peki tostunuzu yerken çenenizin ekmek üzerindeki basıncını ve kaslarınızın kasılması esnasındaki biyolojik çalışma ilkelerini düşündünüz mü? Bilim kafeleri bu ve bunun gibi soruların yanıtlarını bulmanızda size yardım edebilir.
            27 yaşında bir grafik tasarımcısı olan Sean Walsh bilim kafelerinden bahsederken şu sözleri kullanıyor “Biz sadece öğrenmek ve karşılaştığımız her ne varsa anlamak istiyoruz, bunu yaparken de sosyalleşip iyi vakit geçiriyoruz.” Bilim kafeleri Amerika’da çok sayıda şehre yayılmış durumda ve hala yayılmaya devam ediyor.
          

5 Kasım 2013 Salı

Plazma Hoparlörü

Size öncelikle şunu belirtmeliyim ki, bahsedeceğimiz plazma hoparlörin evlerimizde bulunan plazma TV’ lerin hoparlörleriyle alakası yok.
Bu hoparlöre plazma hoparlörünün denilmesinin nedeni, havadaki elektronların plazma yapısına geçerek ritmik bir şekilde titreşmesiyle oluşan sesler bütünü üretmesinden dolayıdır.
Bu ilginç hoparlörün nasıl çalıştığına bakmadan önce size bunu daha iyi anlatabilmem için birkaç teknik bilgi vermem gerekli. Bunlardan ilki plazma ne olduğunu açıklamak olacak.

Plazma nedir?

2 Kasım 2013 Cumartesi

Bana..........Gerekli!

“Bana radyoaktif atıkları işlemek için güvenli ve tehlikesiz bir yöntem gerekli."

Dame Sue Ion, Kraliyet Mühendislik Akademisi Araştırmacısı / Londra Imparatorluk Koleji Ziyaretçi Profesörü



Kullanılmış nükleer yakıt ve nükleer atıklardaki uzun ömürlü radyoaktif bileşenlerin zırhlanması, depolanması ve korunması önemli bir sorundur. Parçacık hızlandırıcılarının ve nükleer fiziğin getirdiği yeni teknolojiler bir yanıt olabilir: Parçacık demetleriyle bunları daha kolay atılabilir ve hatta geri dönüştürülebilir kısa ömürlü ve güvenli maddelere, kelimenin tam anlamıyla, dönüştürmek mümkün olabilir.

30 Ekim 2013 Çarşamba

Bilinen 786 dış gezegenin interaktif haritası

XKCD, Samanyolu Gökadamızda yer alan, keşfedilmiş 786 dış gezegeni gösteren bir infografik yayınlamıştı. Bunlar, Güneş yörüngesinde ve diğerleri de kendi güneşlerinin yörüngelerinde dönen gezegenler. Planetary Habitability Laboratory (gezegen yaşanabilirlik laboratuvarı), Lane Harrison'ın kodlamalarının da yardımıyla bu haritanın interaktif bir versiyonunu yayınladı.


İnteraktif haritada 786 dış gezegen yer alıyor. Fakat dış gezegen ansiklopedisi bugün 778 dış gezegen olduğunu belirtiriyor. Peki neden farklı? Bu, astronomların diğer bilimadamları ile aralarındaki gezegen tanımlamasına dair fikir ayrılığından kaynaklanıyor.
Şimdilik bu farkı çok da önemsememek gerekiyor. zira her geçen ay yeni dış gezegenler bulunmaya devam ediyor ve geçtiğimiz yıllarda yapılan hesaplamalara göre gökadamızda 100 milyarın üzerinde gezegen olabilir. Yani daha keşfedeceğimiz çok gezegen var.
İnteraktif haritadaki herhangi bir gezegenin üzerine geldiğinizde, bu gezegenin hangi yıl keşfedildiğini, atmosfer yapısını ve Dünya'ya oranla çapını öğrenebiliyorsunuz.
Bu interaktif haritaya buradan ulaşarak siz de inceleyebilirsiniz.



28 Ekim 2013 Pazartesi

AYLA ARAMIZDAKİ MESAFE BÜYÜYOR


Tek uydumuz olan ay, bizden gittikçe uzaklaşıyor. Zaman geçtikçe dahada uzaklaşıp çok küçük boyutlarda göreceğiz ayı.
Yılda 3.8 cm uzaklaşan ay bir gün yörüngemizden çıkacak ve uydusuz kalacağız. peki yörüngemizden çıkarsa ne olur?
Apollo misyonuyla Ay'a giden ve 21 Temmuz 1969'da Ay'ın yüzeyine 100 aynadan oluşan bir panel bırakan ünlü astronotlar Buzz Aldrin ve Neil Armstrong, Ay'la Dünya arasındaki mesafenin kesin olarak ölçülmesini sağladılar.

Teksas'ta bulunan McDonald Gözlemevi'nden, her gün, aynı saatte, dakikasını aksatmadan, Ay'ın yüzeyindeki bu aynalı panele bir lazer ışını gönderiliyor. Panelin aynaları tarafından yeniden Dünya'ya yanstılan lazer ışını, gözlemevindeki teleskop ve hassas ölçüm aletleri tarafından yakalanıp, Dünya ile Ay arasındaki mesafe ölçülüyor. 40 yıldan beri, her gün, aynı saatte yapılan ölçüm, Ay'ın Dünya'dan yavaş yavaş ama hiç durmadan uzaklaştığını ortaya koyuyor.


Peki uzaklaşırsa ne olur?

Bir kere dünyada hayat olmaz.
Bu kuvvet olmazsa (yani ay olmazsa) sürtünme kuvveti kalkacağı için dünya daha hızlı dönmeye başlayacaktır. Böylece bir gün 24 saat değil yaklaşık 8 saat olacaktır.
Şimdiden bir çoğumuz, geçmişe göre, günlerin daha çabuk geçtiğinden, 24 saatin bize yetmediğinden yakınıp duruyoruz. Belki de bizde, böyle bir algılama yaratıyor olabilir.

Hızlı dönen Dünyamız ekvatordan başlamak üzere atmosferini kaybetmeye başlayacaktır. Dünyanın ekvatordaki çizgisel hızı fazla olduğundan buradaki cisimler merkezkaç kuvvetten dolayı daha hafif oluyorlar. Dünya hızlı dönmeye başlayınca Dünyanın çekim kuvvetini aşan moleküller atmosferi bir bir terk edecekler. Ekvatorda oluşan alçak basınçtan dolayı kutuplardan buraya doğru şiddetli rüzgarlar esmeye başlayacak. Bu rüzgarlar, Dünya, atmosferini tamamen kaybedinceye kadar devam edecek.

Dünya atmosferini kaybetmese dahi Dünyanın hızlı dönmesi rüzgarların hızlarını etkileyecektir. Örneğin Jüpiter bir tam dönüşünü 10 saatte tamamladığı için üzerinde yaklaşık 150 -300 km/h hızında kasırgalar gözlenmektedir. Dünyamızda da bu hızda fırtına ve kasırgalar oluşacak bu ise hayatı kötü şekilde etkileyecektir.

Diğer bir etki ise mevsimlerin oluşumunda gözlemlenecektir. Mevsimler, Dünyanın düşey ekseniyle yaptığı 23 derecelik açı sonucunda oluşmaktadır. Ay olmasaydı veya olmasa bu durumda bu açı 23 değil 90 derece olacaktı. Bunun sonucunda kutuplar ekvatorla yer değiştirecek ve böylece kutuplar ekvator kadar sıcak, ekvatorda kutuplar kadar soğuk olacaktı. Tabi bu sıcaklık değişimleri çok hızlı gerçekleşeceğinden bir anda dondurucu soğuklar bir anda ise 100 ºC"ye varan kavurucu, öldürücü sıcaklar insan yaşamını yada genel anlamda yaşamı olumsuz olarak etkileyecek.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/
http://www.haber3.com/ay-her-yil-dunyadan-4-cm-kadar-uzaklasiyor,-yani...-104714y.htm

EYÜP PAYAS


27 Ekim 2013 Pazar

ANTARTİKADA HİÇ KAR TUTMAYAN YER


Burası McMurdo boğazının batısında Victoria topraklarında yer alan: “Dry Valley” yani Kuru Vadidir. Bu bölge dünyanın en kuru ve en kurak bölümü olarak biliniyor. Kuru vadiyi daha da ilginç halen getiren nokta, vadinin uçsuz bucaksız bir kum çölü olması, çevrede mumyalanmış fok cesetlerinin bulunması ve saatte 300 km’yi aşan Karabatık rüzgarları. Bu vadide yerler rüzgarın oluşturduğu seramik şekilleri ile kaplı ve diğer bir ilginç nokta kayaların şekillerinin rüzgarın etkisiyle hep bir çanak şekline dönüşmüş olması.



Kuru Vadide saatte 300 km’yi aşan Karabatık rüzgarlar sayesinde vadiye hiç kar düşmüyor ve burası dünyanın en kuru yeri olarak adlandırılıyor. Kuru Vadiyi daha da gizemli yapan şey, hiç bir zaman yağmur veya kar düşmeyen çölün üstünde nasıl bir göl oluştuğu. Bilim adamları bu suyun yerin derinliklerinden geldiğini düşünüyor ve burada başka bir canlının yaşayıp yaşamadığı konusunda araştırmalarını sürdürüyor.

 KAAN ÇİMEN

25 Ekim 2013 Cuma

Dünyanın Manyetik Alanı




Yaşadığımız yerin yaklaşık 3.200 kilometre kadar altında, dünyanın eriyik çekirdeğinde olan bitenler, biz farkında olmasak da, hayatımızın her gününe tesir ediyor. Burada; yaklaşık 5.700°C'deki, çoğunlukla sıvı demirden oluşan ve ayın hacminin üçte ikisine yakın büyüklüğe sahip olan devasa okyanus, görünmez bir kuvvetin oluşumunun sorumlusu: Dünyanın manyetik alanı. Jeodinamoyu göz önünde bulunduran kurama göre; sıvı demirin hareketi sonucu bir elektrik akımı oluşur ve bu akım manyetik alanların oluşumuna sebebiyet verir. Yüklü metal parçacıklar manyetik alanlardan geçerek devamlı ve döngüsel bir elektrik akımı yaratır. Çekirdekteki sıvı metalin daimi hareketine bağlı olarak bir miktar manyetik alan oluşur ve bu alan çekirdekte yeni akımlar oluşturur. Bu akımlar ise daha fazla manyetik alana sebep olarak geri beslemeli bir döngü yaratır.



Manyetizma, mıknatısın uyguladığı çekici ve itici güç ile hepimize tanıdık olan bir olgudur. Elektrikle bir araya geldiğinde ise günümüz teknolojisinin en temel ögelerinden biri haline gelir. Elektrik santrallerinden klasik tip televizyonlara kadar hemen her teknolojinin temelini oluşturur. Örneğin, bilgisayar sisteminin önemli bir parçası olan sabit disklerin temel çalışma prensibi, sabit disklerin manyetik materyallerden oluşmuş plaklarına bilgi depolamak üzerine kuruludur. Aslında, Dünya'nın kendisi de devasa bir mıknatıs özelliği gösterir. Aynı yer çekimi kuvveti gibi, pek de farkında olmadığımız fakat yaşamımızı genel anlamda etkiyen başka bir kuvvet ise manyetik alan kuvvetidir.




Dünya'nın çekirdeğinde oluşan manyetizma, şematik olarak, Güney Kutbu yakınlarında Dünya'dan çıkar ve gezegeninin etrafını dolaşarak Kuzey Kutbu yakınlarından tekrar çekirdeğe döner. Coğrafik ve manyetik kutuplar yakın olsa da aynı yerde değildir. Ayrıca manyetik kutuplar, Dünya'nın manyetik alanındaki değişimle birlikte yer değiştirirler. Verilere göre manyetik kutuplar, yirminci yüzyılın başlarında yılda 9 km yer değiştirirken son yıllarda artan ivmesiyle yer değişimini yılda yaklaşık 41 km'ye çıkarmış bulunuyor.



Manyetik alan Dünya'nın koruyucu güç tabakasıdır. Aynı kapalı bir alanın sağladığı koruyuculuk gibi, manyetik alan da Dünya'yı uzaydaki olumsuz hava koşulları ve radyasyondan korur. Galaksiler boyu esebilen radyasyon rüzgarlarının çoğu yıldız patlamalarından yayılan ve Dünya'ya zarar verebilecek parçacıklardan oluşur. Kaldı ki bunun için çok uzağa gitmemize gerek yoktur; hali hazırda koca bir termonükleer fırın olan Güneş de patlamalar esnasında yüksek miktarda tehlikeli madde salınımına yol açar. Her birkaç saatte bir Dünya, Güneş'in çok sayıda yüklü parçacık püskürtmesiyle oluşan rüzgarlara maruz kalır. Bu olaya güneş rüzgarları (solar wind) da denir. Manyetizma sayesinde yüklü parçacıklardan oluşan rüzgarların etkinliği bastırılır; bu parçacıkların, Dünya'ya zarar vermeden, Dünya'nın çevresinden akması sağlanır. Bu akış esnasında oluşan enerji, Kuzey ve Güney Işıkları (aurora borealis) olarak belirli zamanlarda Dünya'da gözlemlenebilir hale gelir.

Yüklü parçacıklar, aynı bir metal telden geçen akım gibi manyetik alan çizgileri boyunca hareket eder. Güneş de Dünya'ya benzer ve çoğunlukla hidrojenden oluşan bir atmosfere sahiptir. Güneş, sahip olduğu yüksek ısının sağladığı enerjinin yardımıyla, solar sisteme manyetik alanı boyunca yüksek hızda ve yüklü parçacıklar yayar. Bu solar rüzgarlar Dünya'nın manyetik alanına etkiyerek manyetik alan çizgilerinin şekil değiştirmesine sebep olur. Manyetik etkileşim sonucu, Dünya'nın Güneş'e bakan yüzündeki manyetik açıdan güçlenen alan manyetosfer (magnetosfer); aksi yöndeki ve manyetik olarak yoğunluğu azalmış alan ise manyetik kuyruk (magnetotail) olarak adlandırılır. Solar rüzgarların Dünya'nın manyetik alanı üzerinde uyguladığı basınç enerji oluşumuna yol açar. Oluşan enerji devamlı olarak manyetosferde toplanır. Solar parçacıkların Güneş'e geri dönüşü için, kuyruk bölgesinden manyetosfere doğru akışı Dünya'nın iki ucu arasında elektrostatik bir potansiyel farkı oluşumuna sebebiyet verir. Oluşan voltaj, elektronların manyetik kutuplara doğru itilmesine neden olur. Manyetik alan çizgileri boyunca hızlanarak kutuplara itilen çok sayıda elektron atmosferin üst katmanlarına kadar aşağı doğrultuda itilir. İyonosferde elektronların gaz atomlarıyla çarpışması sonucu enerji açığa çıkar. Sonuç olarak iyonosferdeki gazlar parlamaya yol açar ve elektronların kutup alanlarının dışına doğru akışına olanak verir.  Bu gözlemlenebilir, renkli ve hareketli ışımalar Aurora olarak adlandırılır.





Manyetik alanın pusula iğnesini kuzeye saptırmaktan çok daha öte yaptırımları vardır:

24 Ekim 2013 Perşembe

Kepler-7b


Kepler-7b’nin atmosferinin en üst kısmında bulutlara sahip olduğu ortaya çıktı. Üstelik en az 1000 ışık yılı mesafeye rağmen bilim adamları bunları harita haline getirmeyi başardı.



Bu, bilim adamlarının güneş sistemi dışında bulutları olduğunu ortaya çıkardıkları ilk gezegen. Eğer bulutları görebiliyorsak, bu gezegenlerin iklimlerinin nasıl olduğunu da tahmin edebiliriz, bu da bu gelişmenin diğer gezegenlerdeki iklimleri algılamada bir kilometre taşı olduğu anlamına geliyor.
NASA’nın Ames Araştırma merkezinden Kepler bilim adamı Thomas Barclay “Kepler-7b bulduğumuz tüm diğer devasa gezegenlerden daha fazla ışık yansıtıyor, biz de bunu üst tabaka atmosferdeki bulutlara bağlıyoruz,” diye belirtiyor. "Dünyadakinin aksine, bulut şekilleri zamana vurulduğunda pek fazla değişim göstermiyor. Bu da oldukça durağan bir iklime sahip olduğunu akla getiriyor.”
Bilim adamları bu durumu nasıl keşfetti:
* Kepler uzay teleskopuyla yapılan öncül incelemelerle – bu yılın başında ikinci bir reaksiyon tekerleği arızalanana kadar gezegenleri avlamak için kullanılan – “ay benzeri aşamaların”  Kepler-7b içinde var olduğu bulundu. Bunlar batı yarım kürede parlayan bir nokta gösterdi.
* NASA’nın Spitzer Uzay teleskopu Kepler-7b’nin sıcaklığını kızılötesi ışığıyla ölçmüştü, sonucunda 815 ve 982 C derece sıcaklığı olduğu elde edilmişti.
* Bazı şeylerin yanlış gittiği açıktı; çünkü gezegen yıldızına çok yakın bir noktada; Dünya-Güneş mesafesinin 0.06’sı kadar. Daha sonra fark edildi ki gezegenin batı yüzünde ışık bulutların tepesinden yansıyor.
Bir diğer ilginç bilgi ise – Kepler -7b’nin içine sığabileceği kadar bir suya konabilseydi batmayacak olması.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...