29 Haziran 2013 Cumartesi

BAĞDAT PİLİ

BAĞDAT PİLİ VE SIRRI




Bu gayet normal kap günümüzdeki pilin içeriğini taşıyor.Ve neredeyse 2000 yıllık


1938’ de Dr.Wilhem Konig, Badat – Kujut Rabua’ da olağandışı bir keşif yaptı.Bunlar 2000 yıllık, toprak kaplar içine entegre edilmiş elektrik pilleriydi.Brad Steiger, eski kültürler hakkındaki kitabında şöyle anlatmaktadır; “ Her biri bakır silindirler içeriyor.12,5 cm. Yüksekliğinde ve 3,75 cm. çapındadırlar. Bu silindirlerin kenarları 60 – 40 oranında kurşun – kalay karışımıyla lehimlenmişlerdir. Alt kısım bakır tabakayla kaplanmış ve bir tür zift veya kartran ile kaplanmıştır.Başka bir katran tabakası üst kısmı kapamış ve demir çubuklar bu üst kısımdan bakır silindire sarkmaktadır.Ve açıkça bir asit çözeltisinin içinde beklemişlerdi.”
Bu kaplar 1,5 volttan 2 volta kadar elektrik üretebilir.Avrupa’ da insan ilk defa 1800’ lü yıllarda elektriği depolama yöntemini bulmaya başlamıştı.Eskiler bu enerji türüne nası geldiler? Tarihi yazarken bazı yerleri atladı mı acaba?

Resimdeki Aztek bazalt heykeli ( Meksika – ulusal müze ) modern bir “roket” motoruna benziyor.Şu anki kalıplaşmış düşünce tarzıyla eski tarihimizi ancak yüzde 10 oranında anlayabiliyoruz.Öyleyse bazı şeyleri görmezlikten gelemeyiz.Böylece geçmişimizi daha iyi anlayabiliriz.Elektrik, roket motorları, uzay başlıklı insanlar, gelişmiş teknoloji ürünü oldukları apaçık olan buluntular bizlere hangi yönü gösteriyor dersiniz?
 
Bu Aztek bazalttan yapılma sanat eseri örneği neyi temsil ediyor? Özellikleri itibariyle, kesin hatlarıyla ve karışık yapısıyla doğadan bir kesit betimlenmiş olamaz
http://www.ufonet.be/

26 Haziran 2013 Çarşamba

BURS VEREN KURUMLAR




 Eğitimin pahalı olduğu ülkemizde, harçlar, konaklama, yemek, ısınma ,eğitim masrafları derken ortaya çok kabarık bir fatura çıkıyor. Bu fatura da geçim derdiyle uğraşmaya çalışırken, bir de çocuklarının eğitim masrafını düşünen aileleri zor duruma düşürüyor.
 Hayırseverlerin kurduğu kurumlar, birtakım maddi olanaksızlıklardan dolayı eğitimde zorluklar yaşayan öğrencilerin ihtiyaçlarını bir nebzede olsa gidermeye çalışıyorlar.İşte öğrencilerin yükünü hafifleten kurumlar;
 Burs Veren Vakıf ve Ticaret odası öğrecilere kapılarını açıyor. Türkiye’de Burs Veren Kurumların adres ve iletişim bilgileri aşağıdadır. burs almak isteyen öğrenciler listedeki adreslerden gerekli bilgileri edinebilirler.
1.Burs Veren Kurumlar 2012-2013 - MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI : Milli Eğitim Bakanlığı, yükseköğrenim kurumlarının öğretmen yetiştiren fakültelerini ilk beş tercihi içinde yazan ve bu bölüme girmeye hak kazanan öğrencilere dört yıl boyunca her ay karşılıksız burs veriyor. www.meb.gov.tr / 0312 417 50 70
2.Burs Veren Kurumlar 2012-2013 - YÜZYIL EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI : 15 Eylül-15 Ekim arasında başvuran adaylar sıra numarasına göre mülakata alınıyor. Belli bir puanlamaya tabi tutulan adaylara daha sonra burs veriliyor. Burs alabilmek için gerekli koşullar: Öğrencinin başarılı olması, İstanbul içindeki üniversitelerin ilgili fakültelerini bu yıl kazanması ve kaydını yaptırmış olması, eğitim desteğine ihtiyacı olması, ailenin kırsal kesimde ikamet etmesi. www.yekuv.org / 0212 274 15 02
3.Burs Veren Kurumlar 2012-2013 - ADANA TİCARET ODASI : İktisat veya İşletme ve benzeri bölümlerde okuyan yardıma muhtaç öğrencilere burs veriyor. www.adana-to.org.tr / 0322 352 00 52

21 Haziran 2013 Cuma

ÖZEL ÜNİVERSİTELERİN FİYATLARI NE KADAR?

Özel üniversiteler bu yıl ücretlerine, % 10 ila 15 arasında zam yaptı.

Özel üniversiteler adeta zam yarışına girdi. 2013-2014 yılı eğitim programlarını açıklayan üniversitelerin ücretleri, geçen yıla göre yüzde 10 ila 15 arasında arttı.

Lisans programlarında ücretler 18 bin liradan başlayıp, 50 bin liraya kadar çıkıyor. Ön lisans programları ise 6 bin ila 16 bin lira arasında değişiyor.

Bazı ücretler şöyle:

Koç: Lisans programları 36 bin 500 lira, Tıp Fakültesi ise 50 bin 300 lira. Tıp öğrencileri burslu olarak okuyor.

Sabancı: Lisans 36 bin lira.

Bilkent: Tüm bölümler için eğitim ücreti KDV dahil 22 bin 250 lira.

Bahçeşehir: Peşin ödemelerde lisans ücretleri 26 bin 700 lira ila 42 bin 750 lira arasında değişirken, taksitli ödemelerde ise 28 bin 100 liradan başlayan lisans ücretleri 45 bin liraya ulaşıyor.

Işık: Lisans ücretleri 25 bin 117 lira, ön lisans ücretleri ise 6 bin 250 lira.

Fatih: Peşin ödemelerde lisans ücretleri 16 bin 387 lira ila 33 bin 250 lira arasında değişirken, taksitli ödemelerde ise 17 bin liradan başlayan ücretler 35 bin liraya çıkıyor.

İstanbul Aydın: Lisans programlarının ücretleri yıllık 20 bin lira ila 38 bin lira arasında değişiyor.

Beykent: Lisans programları fiyatı 17 bin 340 lira iken, sadece Hukuk Fakültesi 20 bin 900 lira.

Okan: KDV hariç lisans programları 17 bin 800 lira ila 23 bin 750 lira arasında değişiyor.

İzmir Ekonomi: Lisans programları 18 bin 750 lira ila 19 bin 750 lira arasında değişirken, önlisans ücretleri de 9 bin lira.

İzmir: Tıp Fakültesi lisans ücretleri 30 bin lira iken, diğer bölümler 14 bin 500 liradan başlıyor.






TERCİH YAPMADAN ÖNCE UĞRAYIN

Üniversite Tercih Fuarı 20 Temmuz’da İstanbul'da Başlıyor

Geçtiğimiz yıl üniversite öğrenci adaylarının yoğun ilgisi ile karşılanan “Üniversite Tercih Fuarı” bu yıl 20-23 Temmuz 2013’de kapılarını yine İstanbul Kongre Merkezi’nde açıyor.




Vakıf Üniversiteleri Birliği, Milli Eğitim Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Şişli Belediyesi ve Meslek Yüksekokullar Birliği Platformu’nun katkıları ile oluşturulan “Ünitercih 2013” Tüm Türkiye’deki Vakıf ve Devlet üniversiteleri ile Meslek Yüksek Okullarına, Yabancı Okullara, Yurt dışı Danışmanlık firmalarına ve yurtlara ev sahipliği yapıyor.

Üniversite Tercih Fuarı geçtiğimiz yıl üniversite Öğrenci adaylarına, LYS sonrası yapacakları doğru tercihlerin çözümünde önemli bir hizmet sağlaması açısından büyük ilgi gördü çünkü öğrencilerin günlerce tek tek kampüsleri ziyaret etmelerine ve internette günlerce güncel bilgileri araştırmaya gerek kalmıyor.

2. Üniversite Tercih Fuarı, Birçok adayın açıkta kalma endişe ile hareket edip istemediği bir bölümü seçmek zorunda kalması nedeni ile “Doğru üniversite, Doğru bölüm” anlayışı ile gerçekleştiriliyor. Fuar süresince birçok üniversitenin “Tercih Robotu” devreye girecek. Akademisyenler ve Rehber hocalar, kurulacak tercih masalarında tek tek öğrencilerin tercihlerini hatasız yapmalarını sağlayacak 

Üniversite seçiminde şu 8 şeyi yapmayın!

Üniversite seçiminde şu 8 şeyi yapmayın!  




1. Üniversitenin dış görünüşüne bakarak okul seçmeyin. 
Binası çok güzel olabilir, dış görünüşü çok güzel olabilir, bahçesi yem yeşil olabilir havuzu bile olabilir. Ama bunlar üniversite seçerken tercihiniz olmamalı. Genelde derslere gireceğiniz sınıf yada anfi sayısı ortalama 5'dir. Bazen çoğu dersi aynı sınıfta göreceksiniz. Yani lise gibi. İster burslu okuyun ister devlet okulunda okuyun durum değişmiyor. Üniversite hayatınız genelde 3-5 odada geçecek. Üstelik okulun bahçesi olsa bile iyi arkadaşlıklar kuramadıktan sonra bu güzel atmosferin keyfini zaten çıkaramayacaksınız. Üstelik artık tüm okullar birbirine benziyor hepsinin yeşil alanları mevcut. 

2. Okul seçiminde ailenizin olduğu şehri seçmeye kalkmayın. 
Aileniz Ankarada oturuyor diye ya da İzmirde oturuyor diye bu şehirleri seçmeye kalkmayın. Hangi okulu seçerseniz seçin İstanbulu seçin, istanbulda yaşamayı seçin. Bu arada şunu da belirtmeliyim ki imkanınız varsa İstanbul yerine New York ya da Londra gibi büyük metropolleri de seçebilirsiniz. Yani İstanbulu seçmenizdeki ana amaç seçilen şehrin iş dünyasının merkezi olması... Amerikada ufak bir kasabada okumak yerine tabiki İstanbulu seçin. Umarım ne demek istediğim anlaşılmıştır. Ayrıca ailenizden ayrı okumanız kendi kişisel benliğinizin bireyselliğinizin gelişmesine katkıda da bulunabilir. 

3. İlerde ne olacağınıza bakarak okul seçin. Ama bu nihai kararınız olmasın. 
Bu konuyu açmam gerekirse, ilerde üniversitede kalmayı düşünen akademisyen olmayı planlayan biri İstanbulu seçmek zorunda değil. Ancak şimdiki fikirlerinizin ilerde değişebileceğini unutmayın. Belki üniversitede belki üniversiteden sonra fikriniz değişecek. Yani okul seçiminiz de kararsızlık durumunuzda size dezavantaj çıkarmamalı. Bu yüzden şu anda akademisyen bile olmayı düşünüyorsanız İstanbulu seçin. Zaten ilerde bir şirket sahibi olmayı ya da bir şirkette müdür olmayı, ya da yabancı ülkelerde çalışmak istiyorsanız İstanbulu seçin. 

13 Haziran 2013 Perşembe

Einstein'ın Beyni

Albert Einstein dâhiydi, bunu hepimiz biliyoruz.  Fakat acaba Einstein beyni gerçekten nasıldı? Öldüğünden beri bir sır gibi saklanan Einstein’ ın beyninin gizemin sonunda Brain araştırma dergisinde yayınlandı. Fotoğraflar ve araştırmalar sayesinde Einstein’ ın beyninin detaylı yapısı incelendi. Böylece Einstein’ ın nasıl bir dahi olduğu anatomik açıdan açığa çıkacak.
Einstein’ ın beyni dilimlere ayrılarak, laboratuvar teknisyeni Marthe Keller tarafından 1955’ de ayrıntılı olarak incelendi.
Her beyinin eşsiz özellikleri ve detayları var. “Beyinin anatomik yapısı ve varyasyonlarının entelektüel kabiliyet arasında güçlü bağlantılar olduğu düşünülüyor,”  diyor McMaster Üniversitesi Michael G. DeGroote Tıp Okulu’ndan nörolog Sandra Witelson.
Fotoğraflar sayesinde Einstein’ ın beyninin ilginçliği açığa çıktı. Einstein’ ın ölümünden saatler sonrasında otopsi patoloğu Thomas Harvey fizikçinin beynini 240 parçaya bölerek korunma için sakladı. Bu arada düzinelerce fotoğraf çekti.

1980’lerin başında diğer araştırmacılarda Harvey’ e numuneler ve beynin fotoğrafları hakkında sorular sormaya başladı.  1999’ da Harvey ve Witelson sadece Einstein’ın geniş parietal( beynin yan kemiği) loblarındaki abnormalliğin matematiksel, görsel ve mekânsal öngörülemeyle ilişkili olduğu ve beynin bu bölgesinde normal insan beynine göre daha az boşluk olduğunu keşfetti. Hipotezleri ise şuydu:  ”Eğer bu bölümde ne kadar  az boşluk olursa nöronlar arasındaki bağlantı artar.”
Resimde Einstein’ ın Belgenland’ deki müzik odasında keman çaldığını görüyorsunuz. İşte beynindeki sahip olduğu yumru tarzı yapıların, sağ kolun hareketini yönettiği biliniyor. Bugünkü, beyin taramaları müzisyenlerde de benzer  beyin yapıları olduğu biliniyor.
Harvey 2007’ de öldü. Mirası olan bu özel resim ve numune koleksiyonu Sağlık ve Tıp Müzesi’ ne 2010’ da bağışlandı. Bağıştan sonra beyni bilim adamları tarafından daha detaylı incelenebildi.
Sonuçta ne mi buldular, Einstein’ ın beyninin 14 fotoğrafı incelendi 85 farklı insan beyniyle karşılaştırıldı. Sonuçta, Einstein’ ın beyninin ortalama bir insan beyninden farklılıklar gösterdiği anlaşıldı. Einstein´ın beyni normal insan beyninden daha kıvrımlı ve daha pütürlü. Bu da, Einstein’ın beyninde daha fazla nöron olmasıyla ilişkilendiriliyor.
Ayrıca Einstein Beyni’ yle ilgili bir de iPad uygulaması yapıldı. Böylece Einstein’ ın beyninin kesitlerini inceleyebiliyorsunuz. Uygulamanın 9,99 dolar olduğu belirtiliyor.











11 Haziran 2013 Salı

LYS ye 3 gün kala

LYS'ye sayılı saatler kaldı ve artık atacağınız her adım, lehinize ya da aleyhinize işlemeye başlayacak. Bu yüzden çok dikkatli olmanız gerekiyor."

Final Eğitim Kurumları Tanıtım ve Rehberlik Koordinatörü Celil Vardar, Fen Bilimleri Dershanesi Rehberlik Koordinatörü Cihan Yeşilyurt, Kültür Dershaneleri Rehberlik Genel Koordinatörü Salim Ünsal ve Fem Yayınları Rehberlik Koordinatörü Faruk Ardıç ise adayları, sınav kaygısını en aza indirmeleri konusunda uyarıyor. Ailelere ise, “Kendi beklentilerinizi çocuğunuz üzerinden gerçekleştirme düşüncesinden uzak durun” diyerek uyarıyor.

Aileler ısrarcı olmamalı
- Özellikle annelerin sakin ve soğukkanlı olması gerekiyor. Siz ne kadar kaygı taşırsanız, çocuğunuzun kaygısı da o oranda yükselir. 
- Beklentilerinizde gerçekçi olun. Kendi beklentilerinizi çocuğunuz üzerinden gerçekleştirme düşüncesinden uzak durun. 
- Sınav sonucunu çocuğunuzun başarısı ile özdeşleştirmeyin. Aynı şekilde çocuğunuzun başarısını da kendinizle özdeşleştirmekten uzak durun.
- Zorunluluk ya da kesinlik ifade eden sözlerden uzak durmaya çalışın. 
- Ders çalışması ve kalan sürede yapması gerekenler konusunda ısrarcı olmayın. Bu konularla ilgili mümkün olduğunca siz diyaloğa girmeyin.
- Çocuğunuz için yaptıklarınızla ve gösterdiğiniz fedakarlıklarla ilgili söylemlerden kaçının.

LYS öncesinde yapılması gerekenler
- LYS’nin belirleyici bir sınav olduğunu, dönem dönem kendinize hatırlatmanız, psikolojik olarak daha iyi hissetmenizi sağlar. 
- Deneme sınavlarından elde ettiğiniz puanları arkadaşlarınızınkilerle kıyaslamayın. 
- Deneme sınavı çözerken süre konusunda gerçekçi olun. 
- Olumlu düşünmeye çalışmanız ve kendinize güvenmeniz çok önemli. Çünkü inanmak başarılı olmanın temelinde yer alır.
- Sınavdan önceki gece bile ders çalışabilirsiniz. Yıl içinde okul ya da dershanedeki sınavlara girerken çalışmaya bir gün ara mı verdiniz? Bu konudaki şartlandırmalardan etkilenmeyin.
- Sınava Giriş ve Kimlik Belgesini ÖSYM’nin sayfasından önceden indirin. Nüfus cüzdanınızı veya YGS’ye girerken kullandığınız kimliğinizi yine götüreceksiniz, unutmayın.
- Sınavdan 3 gün önceden başlayarak yediğinize içtiğinize dikkat edin.
- Sınav gecesi ille de belli bir saatte uyumaya kilitlenmeyin fakat uykunuzu alabileceğiniz bir saatte de yatın.
- Sabah kahvaltı yapabilecek ve sınav yerine 9.30’da yetişebilecek biçimde uyanmak için saatinizi kurun.
- Sabah uyandığınızda açık pencerenin önünde birkaç dakika kültür fizik hareketi yapın. Temiz havayı içinize çekin ve bugün en iyi sonucu almak için sınava gideceğinizi düşünün.

Sınav sırasında yapılması gerekenler
- Soru kökünü dikkatlice okuyun. Soruyu doğru çözmek için ne sorulduğunu iyi anlamalısınız. 
- Bir sorunun zor veya kolaylığı, onun uzunluk ve kısalığıyla ilgili olmadığını unutmayın. 
- İlk anda çözemediğiniz ama çözebileceğinizi düşündüğünüz soru varsa yanına bir işaret yaparak diğer sorulara geçin. 
- Sınavda hızlı olmaya odaklanırsanız, beyin aynı anda iki zihinsel faaliyeti aynı yoğunlukta yapamayacağı için uğraştığınız soruyu anlayamayabilir ve çok basit dikkat hataları yapabilirsiniz. Gerekli çalışmaları yaptıysanız hız kendiliğinden gelecektir. 
- Doğru seçeneği bulsanız bile diğer seçeneklere de göz atın.  
- Sınavdan koptuğunuzu fark ederseniz 5-10 saniye kadar ara verin
- Daha önceki deneyimlerinize dayanarak belirlemiş olduğunuz sınav taktiklerini ve zaman planını uygulayın.






Keyfiniz ne kadar yerinde olursa, başarınızın o kadar yüksek olacağını özellikle hatırlatmak isterim.Sınava girecek olan bütün öğrencilere başarı ve şans diliyorum.

FİZİK VE İLGİNÇ BİLGİLER



Einstein’ in 3 yaşında konuşmaya başladığını... 
9 yaşındayken henüz istediği her şeyi tam olarak söyleyemediğini... 
Hocasının anne ve babasına “oğlunuz ne olursa olsun hiçbir zaman başarılı olamayacak” dediğini... 
Bir diğer hocasının da “öğrencilere kötü örnek oluyorsun” diyerek okulu bırakmasını istediğini... 

Matematik hocasının “tembel köpek” taktığını... 

Newton’ un çekingenliği yüzünden diferansiyel ve entegral hesabını 38 yıl sonra yayınladığını... 

Geçimsiz ve kuşkulu kişiliği yüzünden okul arkadaşları tarafından hırpalandığını ve hor görüldüğünü... 

Galileo’nun dünya için yuvarlak dediğini bu hareketi yüzünden idam edildiğini; 

Basküle çıkıp ta öne doğru eğildiğinizde kilonuzun daha az olduğunu ve baskül üzerindedik durumdayken kolunuzu hızlıca kaldırdığınızda kilonuzun bir an için arttığını...

Fahrenheit 451 derecesinde üstü kapalı olmayan, kağıttan yapılmış bir tencerenin içinde su kaynatılabileceğinizi...
Ayrıca François Truffaut’ un ünlü filmi “Fahrenheit 451” inde adını bu durumdan aldığını..



İnsanın göz kapaklarını açıp kapatırken harcadığı enerjinin 20 kg lık bir yükü kaldırmak için harcadığı enerjiye eşit olduğunu...
Köpeklerin ve kediler renklerin göremediklerini..ve bu hayvanların dünyadaki her şeyi siyah beyaz gördüklerini...


Dünya üstünde gölgeler genellikle öğleyin en kısadır. Akşama doğru uzar. Peki Dünya'da gölge uzunluğunun değişmediği yer var mıdır? Kutuplarda Güneş'in ufuktan yüksekliği hep aynıdır. Bu nedenle gölge uzunluğunun değişmediğini... 

YILDIRIM


Yeryüzünde herhangi bir anda 2000 tane yıldırım düşmektedir. Bir yıldırımın taşıdığı akım ortalama 1 amperdir. Bulutların tavanı delebilecek iyonosfer tabakası ile yeryüzü arasındaki potansiyel fark -300.000 v- olur. Sadece yıldırım aktivitelerinden dolayı yer yüzüne aktarılan gücün;
P=I*V=2000*300000
P=600000000W
dolaylarında olduğunu...

SUYU YÖNLENDIRELIM
Saçiniz kuruysa bahsedecegimiz deneyi sizde yapabilirsiniz. Plastik küçük bir tarak alip saçinizi tarayin; aslinda taragi tüylü bir kumasa sürtsenizde olur. Sonra bir lavaboya gidip muslugu azicik açin. Öyle kiFizikte Biliyor Musunuz? Fizikte Bilmedikleriniz Fizikteki İlginç Olaylar Fizik Bilgi su damla damla aksin taragi suya yaklastirin. Damlaciklarin birlestigini ve taraga dogru yaklastiklarini göreceksiniz !


GÖZ AÇIP KAPAYINCAYA KADAR 

Göz açip kapayincaya kadar derizde bu kisa sürede ne kadar enerji sarfettigimizi düsünmeyiz. Isterseniz inanmayin fakat insanin göz kapakalarini açip kapamak için harcadigi enerji 20 kg'lik bir yükü kaldirmak için harcadigimiz enerjiye esittir.




FOTOĞRAF NASIL ÇEKİLİR
Fotoğraf makinemize koyduğumuz filmler ışıktan etkilenir çekmek için düğmeye basınca objektifin içinden küçük bir pencere açılıp kapanır. Böylece; ışıkla birlikte çevrenin görüntüsü de filmin üzerine düşmüş olur. Işık ve gölgenin şiddetine göre filmin üzerine düşmüş olur. Işık ve gölgenin şiddetine göre filmin üzerinde lekeler oluşur. Makineden çıkarılan film banyo edilince bu lekeler daha da belirginleşir. Negatif olan bu görüntü önce pozitif hale getirilir sonra da fotoğraf kağıdı üzerine düşürülür


HAIN HUNI 

Fark ettiyseniz huni kullanarak bir seyi doldururken zaman zaman su siseye bosalmaz ve huninin tepesine kadar yükselir. Bu durumda huniyi biraz yukari kaldirmak gerekebilir. Neden böyle yaptigimizi biliyor musunuz?
Huniye bosaltilan su siseye girdikçe sisenin içinde kaçacak yeri olmayan havayi sikistirmaya baslar. Sisenin içindeki hava basinci huninin içindeki suyun akisini durdurur. Bu durumda huniyi biraz yukari kaldirip sikisan havanin çikmasina izin vermek gerekir. Böylece sivi tekrar akmaya baslayacaktir.

SUDAKI TAŞ 

Terazinin bir kefesine bir bardak su ve bir tas koyun. Digerine ise karsi kefeyi dengeleyecek sekilde agirlik koyun. Sonra bardaktaki suyun içine atin. Sizce denge bozulur mu?
Denge bozulmaz. Tas suyun içinde disarida oldugundan daha hafif olacaktir. Çünkü su tasa yukari dogru bir itme kuvveti uygular. Ayrica tas kendi hacmi kadar suyu tasiracaktir. Bu durumda suFizikte Biliyor Musunuz? Fizikte Bilmedikleriniz Fizikteki İlginç Olaylar Fizik Bilgi bardagin dibine fazladan biraz daha kuvvet uygulayacaktir ki bu da tam olarak tasin kaybettigi agirlik kadar olacaktir.

TARTILIN BAKALIM 

Basküle çiktiginizda öne dogru egilin. Ne oluyor? Öne egilirken kilo kaybediyorsunuz degil mi? Simdi baska bir sey deneyelim. Dik dururken kollarinizdan birini hizla yukari kaldirin. Kolunuzu yukari dogru kaldirirken kilonuzun da bir an için arttigini farketmissinizdir. Peki niye böyle oluyor?
CAM NASIL YAPILIR?

Cam erimiş haldeki kumdur. Değişik maddelerle zenginleştirilirse kalite cam elde edilir. Beyaz kumdan elde edilen silis veya kuvars madeni ile karbonat nitrat sülfat ve diğer bazı maddelerden oluşan toz karışım fırınlarda ısıtılarak eritilir ve işlenir…..

KARANLIKTA KEDİLERİN GÖZÜ NEDEN PARLAR?

Kedilerin gözlerinde ışığı yansıtan bir madde bulunur. Ağ tabakasının arkasındaki bu madde üzerine düşen ışığı birkaç misli çoğaltarak geri yansıtır.

UÇAK GÜRÜLTÜSÜ NEDEN EVİMİZİ TİTREŞTİRİR?

Sesler havayı titreştirerek uzaklara ulaşır. Titreşen molekülleri çarptıkları yeri de titreştirirler. Uçaklar büyük gürültü çıkardıkları için oluşturdukları titreşimde fazla olur. Bu titreşimler evimizi ve pencerelerimizi sallayabilir havasız yerlerle ses iletilemez. 
SU NEDEN SES ÇIKARIR?

Bir ırmağın ya da bir bardaktan diğer bardağa boşalttığımız suyun sesini dinlediniz mi hiç? Su sesinin dinlendirici bir etkisi vardır üstelik. Bu hoş sesi hareket eden suyun içindeki hava kabarcıkları çıkarır. Tıpkı bir zilin sallanan tokmağı gibidir bu kabarcıklar. Sıkışıp sonra boşaltırlar havalarını. Bu hava kabarcıklarını bir bardaktan diğer bardağa boşalttığınız suyun içinde rahatlıkla görebilirsiniz.

KAMERA RESİMLERİ NASIL KAYDEDER?

Görüntüyü elektrik sinyallerine dönüştürerek.

SESİN HIZI NEDİR?
Sesin havada bir saniyedeki hızı 344 metre bir dakikadaki hızı 20.400 metre bir saatteki hızı 1.224 km’dir. Katı cisimler üzerinde ses hızı daha fazladır. Suda ses bir saniyede 1.461 metre ağaç üzerinde 2786 metre demirde 5127 metre taşta ise 6000 metre hıza ulaşır. Sesten daha hızlı uçan uçakların sesini biz patlamalar şeklinde duyarız.

8 Haziran 2013 Cumartesi

SHRÖDİNGER'İN KEDİSİ

Schrödinger’in Kedisi, Avusturyalı fizikçi Erwin Schrödinger tarafından ortaya atılmış, kuantum fiziğiyle ilgili olan, hakkında çok tartışma yapılmış düşünce deneyi. Genellikle kuantum mekaniği ve Kopenhag Yorumu’yla ilgili bir paradoks olarak bilinir.
Deney, 1935 yılında ortaya atılmıştır ve tamamen teorik bir deneydir. Deney, Schrödinger’in Kopenhag Yorumunu (bkz,Kuantum Gerçeği) ve genel olarak kuantum fiziğinde gördüğü bazı sorunları açıklamaktadır. Deney, deneyin sonunda ölü ya da diri olabilecek hayali bir kediyle ilgilidir. Ürünün ölü ya da diri olması, “gözlemden önceki rastgele bir durum”un sonucudur.
Schrödinger’in Kedisi – Deney düzeneği, hem ölü hem diri kedi.

Deney Düzeneği
Deneyde kapalı bir kutunun içinde bir düzenek ve başlangıçta canlı olan bir kedi vardır.
(Kutunun içinin hiçbir şekilde gözlemlenememesi çok önemli bir noktadır. Bunun sebebi Kopenhag Yorumu’dur.)
Düzeneğin içeriği şöyledir:
Bozunma olasılığı %50 olan bir parçacık, bu parçacığın bozunmasıyla ortama yayılacak olan zehirli gazdır.
Buradaki önemli nokta ise, bozunma olasılığının tam olarak %50 olmasıdır. Bu şekilde parçacığın bozunup bozunmayacağı önceden kestirilemez.
Sonuç olarak kedi, kutu açıldığında ya zehirlenip ölmüş bir şekilde görülecektir, ya da parçacık bozunmadıysa diri olarak görülecektir.
Ancak deneyin paradoks olarak tanımlanmasının nedeni sonuç değil, gözlemlenmeyen deney aşamasıdır. Önemli kısım, gözlem yapılmadan önce kutunun içinde neler olduğudur.
Kutu açılmadan, gözlem yapılmadan önce kedi ne durumdaydı? Ölü müydü, diri miydi?

Kuantum fiziğine göre “hem ölü, hem diri”dir.

BİLİM ŞUUR VE FİZİK ÖTESİ

  BİLİM ŞUUR VE FİZİK ÖTESİ


  Klasik bilim fiziksel algılama ile elde edilen bilgilerden oluşur. Şuurun esasta fiziksel olmadığını işaret eden birçok gösterge vardır. Fiziksel algılama ile sınırlı kalındığı sürece, bilimin şuurun derin esasları konusunda fazla bir şey öğrenmesine olanak yoktur. Dolayısıyla, gerçek anlamda bir şuur bilimi uygun algılama yöntemleri kullanmayı içermelidir, başka bir deyişle fizik ötesi olanı.




  KURAL DIŞI OLAYLARIN İKİ TARAFLI ÖZELLİĞİ


  Aslında hiçbir şey kural dışı değildir. Her kural dışı olay iki taraflı bir ilişkiyi barındırır. Bir yandan üzerinde kuruldukları parametreleri açıklarken, diğer yandan kendilerini açıklarlar. Bilimdeki kural dışı olaylar da bu kapsama girer. Bu kural dışı olguların, bilimin esasları hakkında söyleyecekleri çok yararlı\şeyleri vardır. Ancak, bilimin kural dışı olayları dediğimizde ne kastettiğimiz konusunda açık olmamız da önemlidir. Genel olarak, bu, dünyanın nasıl çalıştığı konusundaki normal bilimsel görüşün dışına çıkan herhangi bir şey için geçerlidir. Bazı kuş, hayvan ve böcek sürülerinin, bir grup şuuruna uygun davranmaları, bilim açısından kural dışı bir olay olarak kabul edilebilir. Diğer yandan, pek açık olmayan sebeplerden ötürü, telepati, prekognisyon,uzaktan şifa ve ölümden sonra yaşam da kural dışı olarak görülmektedir.



7 Haziran 2013 Cuma

Kuantum Gerçeği

KUANTUM GERÇEĞİ

1- DERİN GERÇEKLİK YOKTUR
  
İlk olarak ünlü kuantum öncülerinden biri olan Danimarkalı fizikçi Niels Bohr tarafından formüle edilen kuantum gerçekliği sadece olayların "gerçek" olduğunu savunur. 
Olaylar ağaç, kaya, yıldızlar ve fizikçinin ölçüm aletleri olan Geiger sayaçları, balon odaları gibi gözümüzle gördüğümüz şeylerdir. Bunlar hiç kuşkusuz gerçektir. Ancak, atomların kendileri bu kadar gerçek değildir. Onları sadece ölçümlerin sonuçlarından dolaylı olarak biliyoruz.
  
Fizikçiler, atom dünyasıyla kurulan bu dolaylı ve eksik temaslara göre atomun neye benzediğini resimlemek için tıpkı kör bir adamın fili tarif etmeye çalışması gibi çok uğraşmışlar ve bu görünmez dünyanın sıradan bir resmini oluşturma girişimlerinde amaçlarına ulaşamamışlardır. 1920'lerin sonlarında Bohr atom dünyasının ağaç, kaya ve taşlar gibi bir gerçekliğe sahip olmadığı için insanlar tarafından asla resimlenemeyeceğini savunmuştur.
  
Bohr'un inancına göre, atomların var olduğu kesindi, fakat var olma şekilleri, yalnızca olaylar dünyasında yaşamakla sınırlı olan insanlar tarafından asla kavranamazdı. Ayrıca, atomları resimlemekte yetersiz kalmamız atomlar hakkındaki bilgimizin çok az olmasından değil, çok fazla olmasından kaynaklanmaktadır.
  
Bohr'un meslektaşı Werner Heisenberg bu fizikçileri, dünyanın düz olduğuna inananlara göre atom dünyasının resimlenmesi araştırmasına devam eden Einstein ve Erwin Schrödinger'le karşılaştırıyor: 

"Yeni deneylerin bizi uzay ve zamandaki nesnel olaylara götüreceği umudu, dünyanın ucunun Antarktika’nın keşfedilmemiş bölgelerinde keşfedileceği umudu kadar iyi temellenmiştir." 

Heisenberg'in sözleri bir kehanetin özelliklerini taşıyor. Altmış yıl sonra, kuantum dünyasını Einstein'ın tahayyül ettiği sağduyuyla resimleme konusunda her zamankinden daha ilerideyiz.





  2- GERÇEKLİK GÖZLEMLE YARATILIR
 Eğer sadece olaylar gerçek olsaydı, bu durumda şu soruyu sormamız gerekirdi. Ağaç gibi bir olayı, gözlenmeyen atom gibi daha az gerçek ve gözlenir olmayan bir kavramdan ayıran şeyin temel doğası nedir? 

 Birçok fizikçiye göre her olayın kalbinde "gözlem" yatar. Kuantum kuramcısı John Wheeler, ünlü idealist Piskopos Berkeley'in sloganı “olmak algılanmaktır" çağrıştırarak, "Hiçbir olay gözlenmedikçe gerçek bir olay değildir" diyor. 
Piskopos Berkeley, ölümlüler gözlerini kapattıkları zaman hiç eksilmeyen dikkatiyle dünyanın var olmaya devam etmesini sağlayan "son durak algılayıcısı" ve bizim "Tanrı" dediğimiz o varlık dışında hiçbir şeyin gerçekten var olduğuna inanmadı.

 Wheeler ve diğer fizikçilerin çoğu insan-dışı gözlemleme sorusuyla ilgili olarak Berkeley kadar ileri gitmediler; insan farkındalığı veya ilahi farkındalığın gözlem yapmak için gerekli olduğuna inanmıyorlar. "Gözlemci", "kayıt yapan" herhangi biri veya herhangi bir şeydir. Onların görüşüne göre, sıradan gerçeklik "kayıtlar" şeklinde insanlardan toplanan bilgiler, doğal dünyaya yayılmış geri dönüşü olmayan değişiklikler ve daha az gerçek fon maddesinden kristalize olur. 
  
Fizikçinin, kuantum olgusunun gerçekliğini oluşturma konusunda gözlemin önemini vurgulaması, ormandaki gözlenmeyen bir ağacın ses çıkarıp çıkarmadığı konusundaki eski felsefi görüşlere yeni bir soluk getirmiştir. Fiziksel dünyayı bu garip kuantum yöntemiyle ele almanın daha önce görülmemiş şekilde başarılı olması, meşhur gözlenmeyen ağaç konusunu felsefe sınıflarının dışına atıp, bilinen en başarılı bilimsel kuramın merkezine oturtmuştur. Şimdi sadece saf üniversite öğrencileri değil,  seçkin profesyonel fizikçiler de ormanın içindeki yalnız ağacın düşmesi ile şaşkınlığa uğramaktadır.
  
Kuantum gerçekliği 1 ve 2 birlikte, Niels Bohr'un doğduğu yerin adıyla, kuantum teorisinin “Kopenhag Yorumu” olarak anılmaktadır. Ama bu yorum, makroskopik nesnelerin gerçek varlığını zaten olması gerekiyormuş gibi kabul edip, atom dünyası ve onun ölçme aletleriyle olan detaylı etkileşiminin felsefi araştırmasını dışarıda bırakarak kuantum gerçekliği sorusunu çözüme ulaştıramaz.




 3-BÖLÜNMEMİŞ BÜTÜNLÜK

  Modası geçmiş Newton fiziği dünyayı, yerçekimi, elektriksel ve manyetik alanlar gibi "yerel güç alanları" vasıtasıyla etkileşimde bulunan izole edilmiş partiküller koleksiyonu olarak tanımlamıştı. Yerel alan, aracılığı etkileşim prensibine göre çalışır; bir gücün, örneğin yerçekiminin bir kütleyi, ayı etkilemesi için, bu gücün aradaki boşluğu ışık hızından daha yüksek olmayan bir hızla boydan boya geçmesi gerekir. Eğer dünya aniden bir göktaşı tarafından yok edilirse, ay dünyanın yokluğuna yaklaşık 0.5 saniye sonra tepki verecektir. 

 Bir yerel gücün zıttı, dünyanın ayı aradaki bir alanla doğrudan, ani ve aracısız olarak etkileyebileceği bir etkileşim olabilir. Galileo'dan Gell-Mann'a kadar tüm fizikçiler bu türden yerel olmayan etkileşimleri ters ve bilimsel açıdan tatsız olarak görmüşlerdir.

 Isaac Newton sağduyulu hiçbir filozofun birdirbir oyununa benzer bu tür güçlerin doğada var olabileceğine inanmayacağını söylemişti.
  
Ancak, kuantum olasılık dalgasının ki Erwin Schrödinger'e göre kuantum dünyasının klasik beklentilerden en fazla farklılaştığı yer; en çok göze çarpan özelliklerinden biri de, iki kuantum sistemi etkileşimde bulunduğu zaman olasılık dalgalarının birbirine geçtiği, böylece atom A dalgalarının atom B dalgalarıyla karışarak atom A' daki bir eylemin atom B' de ani ve aracısız bir değişikliğe neden olduğudur, dünyada değilse bile, en azından matematikte böyle olduğu kabul edilir ama daha sonra başka bilim adamları kuantum gerçekliğinin meta yorumlarında bunun da mümkün olabileceğini ileri süreceklerdir.

 Bu türden ani ve bölgesel olmayan etkileşimin klasik fizikte daha önce örneği görülmemiştir (klasik fizikte tüm etkileşimler doğrudan temas veya bölgesel alanlar aracılığıyla ortaya çıkar), fakat bazı voodoo büyücülerinin "bulaşıcı büyü" inancına çok benzer; bu inanç, saçınız veya kesilmiş tırnağınız gibi bir zamanlar parçanız olan bir şeyin, bu parçadaki bir eylemin bütünü anında etkileyecek şekilde doğrudan temasta kalması kavramıdır. İrlandalı fizikçi John Stewart Bell'in yakın zamandaki keşfi kuantum birleşme sürecine yeni bir ışık tutmuştur. Bell'in teoremi ve bunun John Clauser (California Üniversitesi) ve Alan Aspect (Paris Üniversitesi) tarafından deneysel olarak doğrulanması bölgesel olmayan voodoo benzeri bu bağlantıların sadece matematikte var olmadığını, gerçek dünyadaki gerçek etkilerde de var olması gerektiğini kanıtlamaktadır.

  John Stewart Bell'in, iki atom bir kez etkileşimde bulunduktan sonra gerçekten bağlı kaldıklarını, öz varlıklarının belirgin olarak mahrem bir kuantum tavrında birbirine dolaştığını keşfetmesi; kuantum dünyası hakkında düşünülecek en iyi yolun, etkileşimde bulunan ayrı parçalardan oluştuğunu tasavvur etmek değil, aksine "etkileşimde bulunan parçalar" resminin basit bir ortalama olarak ortaya çıktığı bir tür bölünmemiş bütünün resmi olduğunu düşünmek gerektiğini öne sürmektedir. Kuantum dünyasının özünün bölünmemiş bir bütün olduğu fikri, fizikçi David Bohm tarafından ortaya atılmış ve Bell'in keşfinden bir süre önce de diğer fizikçiler kuantum bütünlüğü konusunda daha sağlam temeller üzerine bazı spekülasyonlar yapmışlardır.

4- BİRÇOK DÜNYA YORUMU

Princeton'dan mezun olan Hugh Everett tüm evreni açıklamak için kuantum teorisini kullanmak istiyordu. Fakat geleneksel kuantum teorisi dünyayı "olduğu gibi değil" gözlemciye göründüğü gibi, her şeyi bilen, her yerde ve her zaman olan, maddesel dünyanın dışında bulunan (günümüzün modern bilim adamları arasında modası geçmiş bir önerme) "son durak gözlemcisi" ne göründüğü gibi açıklamaktadır. Bu kuantum teorisinin evrenin kentlisini açıklamak için kullanılması mümkün değildir. Everett bunun yerine matematiği değiştirmeden, kuantum formülasyonunda gözlemcinin rolünü azaltan ve bizim evren sözcüğünün ne anlama gelebileceği konusundaki görüşümüzü yoğun bir şekilde genişleten radikal bir yorum öne sürdü.

1982 yılında zamansız ölümüne kadar Pentagon'da stratejik planlamada çalışan Everett, gözlenmeyen atomun kuantum muhtemel pozisyonlarının sadece olasılık değil, gerçek olduğuna karar verdi. Atom gerçekten aynı anda birçok yerde bulunabiliyordu, ama bu atomik pozisyonların her biri farklı bir evrende yerleşmişti. Everett'in yorumuna göre,olması muhtemel olan her şey büyük Everett kainatının alt evrenlerinden birinde oluyordu. Everett kainatını yer-zamanda spagetti çubuklarından oluşmuş, her çubuğun "tüm evren"  diyebileceğimiz şeyde farklı muhtemel bir tarihinin olduğunu, fakat aslında büyük bir koleksiyon içinde sadece bir alt evren olarak bulunduğunu gözümüzün önüne getirebiliriz. İnsan gözlemciler bu alt evrenlerin birçoğunda bulunurlar, fakat komşularının varlığının farkında değildirler. Everett'in modelinde kuantum teorisi bir olayın gerçekleşme olasılığını temsil etmez. Bütün olaylar bu dünyada gerçekleşir; hiçbiri dışarıda kalmaz. Aslında kuantum teorisi gözlemcinin kendisini evren B' den çok evren A' da bulması olasılığını temsil eder. 

Everett'in yorumu dünyanın gerçekten nasıl çalıştığı hakkında gerçek bir resim verirse, o zaman bir kez daha dünyayı "olduğu gibi algılamakta" sıradan insan bilincinin en yetersiz araç olduğunu öğrenmiş olacağız.

Einstein'in özel görecelik teorisi dünyayı tüm olayların, geçmişin, şimdinin ve geleceğin sonsuza kadar birlikte varolduğu değişimsiz bütün bir yer-zaman olarak açıklıyor; bu açıklama insanların her gün dünyayı sürekli olarak değişen şimdiki an olarak deneyimlemesiyle uygunluk sağlamıyor. Everett ve Einstein'ın fizik temelli dünya görüşleri bizim günlük deneyimimizle ters düşüyor: her ikisi de gerçek dünyanın bizim duyularımıza görünenden çok daha büyük olduğunu söylüyorlar.
  
Bütün kuantum gerçeklikleri içinde hiçbiri Everett'in sizin evreninizle birlikte sayısız evrenin var olduğu tartışmasından daha dikkat çekici değildir. Ancak, gerçeği tek olarak ele alması nedeniyle ( bu modelde olasılıktan gerçekliğe gizemli gözlemciler tarafından yaratılan geçişler yoktur) Everett'in abartılı vizyonu bazı kuantum düşünürler arasında gittikçe popülerlik kazandı. Bilim kurgu yazarları iyi bir hikaye yaratmak amacıyla paralel evrenleri icat ettiler.




5- KUANTUM MANTIĞI

Küçük bir grup kuantum düşünürü, atomların özelliklerine sahip olma şekli sıradan dille ifade edilemiyorsa, bu durumda dolambaçlı kuantum dünyasını ele alabilmek için daha uygun yeni bir dil icat etmemiz gerektiğine inanıyorlar. Fakat gizemli kuantum gerçeklerini elde edebilmek için sıradan lisanda yapabileceğimiz en ufak değişiklik nedir? Dilimizin kelimelerini koruyup "mantığını" değiştirmek nasıl olacak? 

Mantık, bilgi dağarcığımızın iskeletidir. Mantık, dilimizdeki en kısa ve en önemli kelimelerden bazılarının uygun şekilde kullanılmasını sağlar. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında İrlandalı bir öğretmen olan George Boole, "Düşüncenin Kanunları" adlı kitabıyla, mantıklı ifadelerin basit aritmetik kurallarına uyduğu suni sembolik bir dil yarattı. Boole'un mantık kurallarını kodlaması sıradan dilin mantık iskeletini ortaya çıkardı ve matematiksel mantığın modern bilimini buldu. Boole mantığı modern çağlarda insan köklerinde üstünlük sağladı. Artık bu iki değerli mantıksal aritmetik, bilgisayarların mekanik muhakemesinin temelini oluşturuyor. 

Georgia Üniversitesi'ndeki David Finkelstein gibi kuantum fizikçileri, Einstein'ın Öklit geometrisine aykırı bir geometriyi, eğimli yer-zaman aritmetiğini ortaya çıkararak fizikte önemli bir problemi (yerçekiminin doğasıyla ilgili) çözmüş olduğunu unutmadılar. Bu bilim adamları kuantum kördüğümünün de benzer şekilde çözülmesinin mümkün olup olamayacağını sordular, yani, düşünce kanunlarımızda köklü bir değişiklik yaparak. Birisi bakana kadar pozisyonları karmaşık olan atomlar yerine, belki de dünya pozisyonları her zaman belirgin olan atomlar içeriyor ama biz bu atom pozisyonları hakkında ancak Boole mantığı dışında bir mantık kullanarak, konuşabiliyoruz.

Kuantum mantığı yaklaşımı kuantum yorumlamasının bazı problemlerini çözmekte, fakat birçok problemi de el değmeden bırakmaktadır. Kuantum mantığının şu anda hala ilk aşamalarında olduğu görülmektedir: atom davranışının baştan sona hazırlanmış grameri yerine çekingen bir öneri yapılmaktadır.

 Rockefeller Üniversitesi fizikçilerinden Heinz Pagels, eğer kuantum mantığını dünyanın gerçek mantığı olarak kabul eder ve kendimize bu yeni yöntemle düşünmeyi öğretirsek, bu durumda kuantum mekanizmasının mantıklı geleceğine, fakat günlük dünyanın anlamlı olmaktan çıkacağına işaret ederek bu yaklaşımı eleştirmiştir. Boole mantığı dışındaki bu projenin en büyük boşluklarından biri, mantıksız atomlardan yapılmış bir dünyanın, bu tür atomlar sayısı büyüdüğü zaman bizim tanıdığımız sıradan mantık dünyasına nasıl dönüştüğü problemidir. 



6 Haziran 2013 Perşembe

Öğrenci Gözüyle Fizik Dersi

Öğrenci Gözüyle Fizik Dersi

    Fizik,öğrencilerin gözünde en zor derslerden biridir.Tabi herkes fiziğe farklı açıdan bakıyor.Kimilerine göre fizik,çok zevkli ve eğlenceli bir ders ama çoğunun da korkulu rüyasıdır.Fizik dersini anlayabilmek için önce dersi sevmek lazım bence.Bir öğrenci "Ben dersi sevmiyorum,o yüzden de dinlemek istemiyorum!"dediği an , o dersi anlayamaz.Aslında fizik dersi ,düşündüren,araştıran ve deneysel olması bakımından diğer derslere göre daha eğlenceli bir ders.Ayrıca ,diğer alanlarla(matematik,kimya gibi) ilişkili olması bizim için bir avantaj..Galileo Galilei ,"İnsana bir şey öğretmesini öğrenmeyi ancak kendi içinde bulacağını öğretebilirsin." demiştir.Yani bu bilim adamımız  bu sözünde dersleri öğrenmekten çok ,insanın kendine öğrenme isteğini nasıl aşılayacağından bahsetmiştir. Örnek;Bir geometri dersi de zordur ama o ders insana zevkli geldikten sonra o kişide öğrenme isteği uyanmış demektir.Fizik de bunun gibi olabilir.Ve bence başaramamanın ve anlayamamanın tek nedeni ÖN YARGIDIR.Öncelikle bu ön yargının kırılması ve " Fizik zor,anlamıyorum,çok sıkıcı geliyor." gibi düşüncelerden uzaklaşmak gerekir.


                                                             


Başka bir konuya değinecek olursak ,son yıllarda fiziği tercih eden öğrenci sayısı düşmüştür.Buna ek olarak da üniversite yerleştirme sınavlarında doğru net sayısı en düşük derslerden biri fiziktir.Geçmişte fizikle ilgilenen bilim adamlarının hayatlarını,yaptıkları buluşları, işleri kolaylaştırmak ve o şartlarda büyük işler başardıklarını görmek fiziğe karşı ilgimizi arttıracaktır.Belki o zaman fiziği öğrenmek kolaylaşacaktır.
                                                                                              11. sınıf ÖĞRENCİSİ
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...